Kaside-i Mudariyye
Kaside-i Mudariyye (Arapça: القصيدة المضرية), meşhur Mısırlı şair ve Kasîde-i Bürde müellifi İmam Bûsîrî tarafından kaleme alınmış bir kasidedir. Bu kasidede İmam Bûsîrî, Allah’tan Hz. Muhammed ﷺ’e, Âline, Ashabına, peygamberlere ve resullere ve bütün Müslümanlara bolca salât ve selâm ihsan etmesini niyaz eder. Kaside, bağışlanma, rahmet, sıkıntılardan kurtuluş ve hayırlı bir son için yapılan dualarla sona erer. Eser 44 beyitten oluşmaktadır.
Daha az gösterKaside-i Mudariyye
وَالْأَنْبِيَا وَجَمِيعِ الرُّسْلِ مَا ذُكِرُوا ❁
ve’l-enbiyâi ve cemî‘i’r-rusli mâ zükirû.
ve anıldıkları müddetçe bütün peygamberlere ve resullere de.
وَصَحْبِهِ مَنْ لِطَيِّ الدِّينِ قَدْ نَشَرُوا ❁
ve sahbihî men li-tayyi’d-dîni kad neşerû.
dini yaymak için gayret gösteren ashabına da.
وَهَاجَرُوا وَلَهُ آوَوْا وَقَدْ نَصَرُوا ❁
ve hâcerû ve lehû âvev ve kad nasarû.
hicret ettiler, onu barındırdılar ve ona yardım ettiler.
لِلَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِاللَّهِ فَانْتَصَرُوا ❁
lillâhi va‘tasamû billâhi fantasarû.
Allah’a sımsıkı sarıldılar ve böylece zafere ulaştılar.
يُعَطِّرُ الْكَوْنَ رَيَّا نَشْرِهَا الْعَطِرُ ❁
yu‘attıru’l-kevne reyyâ neşrihe’l-‘atıru.
öyle ki onun yayılan güzel kokusu bütün kâinatı kokulandırsın.
مِنْ طِيبِهَا أَرَجُ الرِّضْوَانِ يَنْتَشِرُ ❁
min tîbihâ erecü’r-rıdvâni yenteşiru.
onun güzel kokusundan rıdvânın rayihası yayılsın.
نَجْمُ السَّمَا وَنَبَاتُ الْأَرْضِ وَالْمَدَرُ ❁
necmü’s-semâ ve nebâtü’l-ardı ve’l-mederu.
ardından gökteki yıldızlar, yerdeki bitkiler ve toprak parçaları sayısınca.
يَلِيهِ قَطْرُ جَمِيعِ الْمَاءِ وَالْمَطَرُ ❁
yelîhi katru cemî‘i’l-mâi ve’l-mataru.
ardından bütün suların damlaları ve yağmur taneleri sayısınca.
وَكُلِّ حَرْفٍ غَدَا يُتْلَى وَيُسْتَطَرُ ❁
ve külli harfin gadâ yutlâ ve yustataru.
okunan ve yazıya geçirilen her harf sayısınca.
يَلِيهِمُ الْجِنُّ وَالْأَمْلَاكُ وَالْبَشَرُ ❁
yelîhimü’l-cinnü ve’l-emlâkü ve’l-beşeru.
ardından cinler, melekler ve insanlar sayısınca.
وَالشَّعْرُ وَالصُّوفُ وَالْأَرْيَاشُ وَالْوَبَرُ ❁
ve’ş-şa‘ru ve’s-sûfü ve’l-eryâşü ve’l-veberu.
saçlar, yünler, tüyler ve kıllar sayısınca.
جَرَى بِهِ الْقَلَمُ الْمَأْمُورُ وَالْقَدَرُ ❁
cerâ bihi’l-kalemü’l-me’mûru ve’l-kaderu.
emrolunmuş Kalem’in ve kaderin yazdığı her şey sayısınca.
عَلَى الْخَلَائِقِ مُذْ كَانُوا وَمُذْ حُشِرُوا ❁
ale’l-halâiki müz kânû ve müz huşirû.
onlara ihsan ettiğin bütün nimetlerin sayısınca.
بِهِ النَّبِيُّونَ وَالْأَمْلَاكُ وَافْتَخَرُوا ❁
bihi’n-nebiyyûne ve’l-emlâkü vefteharû.
onun yüce makamının büyüklüğü ölçüsünce.
وَمَا يَكُونُ إِلَى أَنْ تُبْعَثَ الصُّوَرُ ❁
ve mâ yekûnü ilâ en tüb‘ase’s-suveru.
Sûr’a üflenip mahlûkat diriltilinceye kadar var olacak her şey sayısınca.
أَهْلُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِينَ أَوْ يَذَرُوا ❁
ehlü’s-semâvâti ve’l-ardîne ev yezerû.
her göz kırpışları yahut gözlerini kırpmadan duruşları sayısınca.
وَالْفَرْشِ وَالْعَرْشِ وَالْكُرْسِيِّ وَمَا حَصَرُوا ❁
ve’l-ferşi ve’l-‘arşi ve’l-kürsiyyi ve mâ hasarû.
yeryüzünü, Arş’ı, Kürsî’yi ve onların kuşattığı her şeyi dolduracak kadar.
ـدُومًا صَلَاةً دَوَامًا لَيْسَ تَنْحَصِرُ ❁
salâten devâmen leyse tenhasiru.
hiçbir zaman sınırlanmayacak daimî bir salât eyle.
تُحِيطُ بِالْحَدِّ لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ ❁
tuhîtu bi’l-haddi lâ tubkî ve lâ tezeru.
sınırları tamamen kapsayan, hiçbir şeyi geride bırakmayan bir salât olsun.
وَلَا لَهَا أَمَدٌ يُقْضَى فَيُعْتَبَرُ ❁
ve lâ lehâ emedün yukdâ fe-yu‘teberu.
ne de tamamlanıp sona erecek bir müddeti bulunsun.
مَعْ ضِعْفِ أَضْعَافِهِ يَا مَنْ لَهُ الْقَدَرُ ❁
me‘a dı‘fi ad‘âfihî yâ men lehü’l-kaderu.
ve onların kat kat fazlasınca, ey kudret sahibi!
أَمَرْتَنَا أَنْ نُصَلِّي أَنْتَ مُقْتَدِرُ ❁
emertenâ en nusallî ente muktediru.
ve bize salât getirmeyi emrettiğin şekilde; şüphesiz Sen her şeye kadirsin.
رَبِّي وَضَاعِفْهُمَا وَالْفَضْلُ مُنْتَشِرُ ❁
Rabbî ve dâ‘ifhümâ ve’l-fadlü münteşiru.
Rabbim, her ikisini de kat kat artır; Senin lütfun sonsuzca yayılır.
أَنْفَاسِ خَلْقِكَ إِنْ قَلُّوا وَإِنْ كَثُرُوا ❁
enfâsi halkıke in kallû ve in kesurû.
az veya çok bütün yaratılmışlarının nefesleri sayısınca kat kat artır.
وَالْمُسْلِمِينَ جَمِيعًا أَيْنَمَا حَضَرُوا ❁
ve’l-müslimîne cemî‘an eyne mâ hadarû.
nerede bulunurlarsa bulunsunlar bütün Müslümanları da bağışla.
وَكُلُّنَا سَيِّدِي لِلْعَفْوِ مُفْتَقِرُ ❁
ve küllünâ seyyidî li’l-‘afvi müftekiru.
ey Efendim, hepimiz Senin affına muhtacız.
لَكِنَّ عَفْوَكَ لَا يُبْقِي وَلَا يَذَرُ ❁
lâkinne ‘afveke lâ yubkî ve lâ yezeru.
fakat Senin affın hiçbirini geride bırakmaz.
وَقَدْ أَتَى خَاضِعًا وَالْقَلْبُ مُنْكَسِرُ ❁
ve kad etâ hâdı‘an ve’l-kalbü münkesiru.
işte şimdi boyun eğmiş olarak geldim ve kalbim kırık.
بِجَاهِ مَنْ فِي يَدَيْهِ سَبَّحَ الْحَجَرُ ❁
bi-câhi men fî yedeyhi sebbaha’l-haceru.
elinde taşların tesbih ettiği Zât’ın hürmetine.
فَإِنَّ جُودَكَ بَحْرٌ لَيْسَ يَنْحَصِرُ ❁
fe-inne cûdeke bahrun leyse yenhasiru.
zira Senin cömertliğin sınırı olmayan bir denizdir.
وَفَرِّجِ الْكَرْبَ عَنَّا أَنْتَ مُقْتَدِرُ ❁
ve ferrici’l-kerbe ‘annâ ente muktediru.
ve sıkıntılarımızı gider; şüphesiz Sen her şeye kadirsin.
لُطْفًا جَمِيلًا بِهِ الْأَهْوَالُ تَنْحَسِرُ ❁
lutfan cemîlen bihi’l-ehvâlü tenhasiru.
öyle güzel bir lütufla ki onun sayesinde bütün korkular dağılsın.
جَلَالَةً نَزَلَتْ فِي مَدْحِهِ السُّوَرُ ❁
celâleten nezelet fî medhihi’s-suveru.
öyle yüce bir Zât ki onun methi hakkında sûreler nazil olmuştur.
شَمْسُ النَّهَارِ وَمَا قَدْ شَعْشَعَ الْقَمَرُ ❁
şemsü’n-nehâri ve mâ kad şa‘şa‘a’l-kameru.
ve ay her parlayıp ışık saçtığında.
مَنْ قَامَ مِنْ بَعْدِهِ لِلدِّينِ يَنْتَصِرُ ❁
men kâme min ba‘dihî li’d-dîni yentesiru.
ondan sonra dini muzaffer kılmak için ayağa kalkan o zâttan.
مَنْ قَوْلُهُ الْفَصْلُ فِي أَحْكَامِهِ عُمَرُ ❁
men kavlühü’l-faslü fî ahkâmihî ‘Umeru.
hükümlerinde sözü hakkı bâtıldan ayıran o zâttan.
لَهُ الْمَحَاسِنُ فِي الدَّارَيْنِ وَالظَّفَرُ ❁
lehü’l-mehâsinü fi’d-dâreyni ve’z-zaferu.
iki cihanda güzellikleri ve zaferi kemale ermiş olan o zâta.
أَهْلُ الْعَبَاءِ كَمَا قَدْ جَاءَنَا الْخَبَرُ ❁
ehlü’l-‘abâi kemâ kad câene’l-haberu.
onlar, bize rivayet edildiği üzere Ehl-i Abâ’dır.
أَمْوَالَهَا لِرَسُولِ اللَّهِ يَنْتَصِرُ ❁
emvâlehâ li-Resûlillâhi yentesiru.
yüce annemiz Hatice’den de razı ol.
بَنَاتُهُ وَبَنُوهُ كُلَّمَا ذُكِرُوا ❁
benâtühû ve benûhû küllemâ zükirû.
kızlarından ve oğullarından da her anıldıklarında razı ol.
عُبَيْدَةٍ وَزُبَيْرٌ سَادَةٌ غُرَرُ ❁
‘Ubeydetin ve Zübeyrun sâdetün gureru.
Zübeyr’den de razı ol; onlar seçkin ve şerefli efendilerdir.
وَنَجْلُهُ الْحَبْرُ مَنْ زَالَتْ بِهِ الْغِيَرُ ❁
ve neclühü’l-habru men zâlet bihi’l-giyeru.
ve onun âlim oğlundan da; onun sayesinde nice sıkıntılar giderilmiştir.
مَا جَنَّ لَيْلُ الدَّيَاجِي أَوْ بَدَا السَّحَرُ ❁
mâ cenne leylü’d-deyâcî ev bedâ’s-seharu.
karanlık gece çöktükçe ve seher vakti doğdukça.
وَحُسْنِ خَاتِمَةٍ إِنْ يَنْقَضِي الْعُمُرُ ❁
ve husni hâtimetin in yenkadı’l-‘umuru.
ömrümüz sona erdiğinde de bize güzel bir son nasip eyle.
Video

Kaside-i Mudariyye Hakkında
Birçok âlim ve salih kimse, Kaside-i Mudariyye’yi düzenli olarak okumanın faziletlerinden söz etmiştir. Kasideye nispet edilen bereketlerden biri de Hz. Muhammed ﷺ’i rüyada görmektir.
Habib Zeyn ibn İbrahim şöyle demiştir:
Kaside-i Mudariyye’yi düzenli olarak okuyan kimse, Resûlullah ﷺ’i rüyasında görür.
Başkaları da aynı şekilde, kasideyi düzenli olarak okumaları sayesinde Peygamber Efendimiz ﷺ’i rüyalarında görme nimetine eriştiklerini nakletmişlerdir.
Habib Ömer ibn Ahmed ibn Sumeyt, muhterem babasının şöyle dediğini nakletmiştir:
Mudariyye ve Bürde’yi düzenli olarak okuyan kimse, Resûlullah ﷺ’i rüyasında görür.
İbrahim ed-Desûkî de Peygamber Efendimiz ﷺ’i rüyada görmeye vesile olması için Kaside-i Mudariyye’nin perşembe geceleri düzenli olarak okunmasını tavsiye etmiştir. Kaside tamamlandıktan sonra, uykuya dalıncaya kadar Kaside-i Bürde’den şu beytin tekrar tekrar okunmasını tavsiye etmiştir:
وَالْحُبُّ يَعْتَرِضُ اللَّذَّاتِ بِالْأَلَمِ
ve’l-hubbu ya‘tarıdu’l-lezzâti bi’l-alemi.
zira aşk her lezzetin arasına acıyı katar.
Bir başka rivayete göre, bir grup yolcu Şeyh Nureyn Ahmed Sabir’i ziyaret etmek üzere yola çıkmış ve yolculukları sırasında Kaside-i Mudariyye’yi okuyorlardı. Şu beyte ulaştıklarında:
شَمْسُ النَّهَارِ وَمَا قَدْ شَعْشَعَ الْقَمَرُ
şemsü’n-nehâri ve mâ kad şa‘şa‘a’l-kameru.
ve ay her parlayıp ışık saçtığında.
Doğudan batıya kadar uzanan nurlar gördüler. Bu nurların parlaklığı o kadar güçlüydü ki yürümeye devam edemediler. Bunun üzerine durup nurların hafiflemesini beklediler ve ardından yolculuklarına devam ettiler.
Okumalar

Şeyh Hassan Almis tarafından Somali tarzında okunan Kaside-i Mudariyye:
