Kaside-i Bürde
Kaside-i Bürde (Arapça: قصيدة البردة; “Hırka Kasidesi”), İslam tarihinin en büyük naat şairlerinden biri olan İmam Şerefüddin el-Bûsîrî tarafından kaleme alınmış meşhur bir kasidedir. Eserin tam adı el-Kevâkibü’d-Dürriyye fî Medhi Hayri’l-Beriyye (Arapça: الكواكب الدرية في مدح خير البرية; “Yaratılmışların En Hayırlısına Övgüde Parlak Yıldızlar”) şeklindedir. 160 beyitten oluşan kasidede Hz. Muhammed’in ﷺ yüce ahlakı, faziletleri, mucizeleri ve üstün makamı övülmektedir. Yedi asrı aşkın süredir İslam dünyasının dört bir yanında büyük bir hürmet ve muhabbetle okunan Kasîde-i Bürde, İslam geleneğinde en çok okunan, incelenen ve ezberlenen kasidelerden biri olma özelliğini günümüzde de sürdürmektedir.
Daha az gösterKaside-i Bürde
ثُمَّ الصَّلَاةُ عَلَى الْمُخْتَارِ فِي الْقِدَمِ ❁
sümme’s-salâtü ale’l-muhtâri fi’l-kıdemi.
sonra ezelden seçilmiş olan Peygamber’e salât ve selâm olsun.
Nakarat
عَلَى حَبِيبِكَ خَيْرِ الْخَلْقِ كُلِّهِمِ ❁
alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi.
Habibine, yaratılmışların en hayırlısına.
Birinci Bölüm
Aşk Sözleri ve Tutkunun Yoğun Acısı Üzerine
مَزَجْتَ دَمْعًا جَرَى مِنْ مُقْلَةٍ بِدَمِ ❁
mezecte dem‘an cerâ min mukletin bi-demi.
gözlerinden akan yaşları kana buladın?
وَأَوْمَضَ الْبَرْقُ فِي الظَّلْمَاءِ مِنْ إِضَمِ ❁
ve evmeda’l-berku fi’z-zalmâi min İdami.
yahut İzam’dan karanlıkta şimşek mi çaktı?
وَمَا لِقَلْبِكَ إِنْ قُلْتَ اسْتَفِقْ يَهِمِ ❁
ve mâ li-kalbike in kulte’stefik yehimi.
kalbine ne oldu ki, “Kendine gel” desen de aşk içinde dolaşıyor?
مَا بَيْنَ مُنْسَجِمٍ مِنْهُ وَمُضْطَرِمِ ❁
mâ beyne münsecimin minhü ve mudtarimi.
akan gözyaşları ile yanan gönlü ortadayken?
وَلَا أَرِقْتَ لِذِكْرِ الْبَانِ وَالْعَلَمِ ❁
ve lâ erikte li-zikri’l-bâni ve’l-alemi.
bân ağacını ve Alem’i anarak uykusuz kalmazdın.
بِهِ عَلَيْكَ عُدُولُ الدَّمْعِ وَالسَّقَمِ ❁
bihî aleyke udûlü’d-dem‘i ve’s-sekami.
aşkını nasıl inkâr edebilirsin?
مِثْلَ الْبَهَارِ عَلَى خَدَّيْكَ وَالْعَنَمِ ❁
misle’l-behâri alâ haddeyke ve’l-anemi.
sarı bahar çiçeği ve kırmızı anem gibi.
وَالْحُبُّ يَعْتَرِضُ اللَّذَّاتِ بِالْأَلَمِ ❁
ve’l-hubbu ya‘taridu’l-lezzâti bi’l-elemi.
zira aşk her lezzetin arasına acıyı katar.
مِنِّي إِلَيْكَ وَلَوْ أَنْصَفْتَ لَمْ تَلُمِ ❁
minnî ileyke ve lev ensafte lem telümi.
eğer insaflı olsaydın beni kınamazdın.
عَنِ الْوُشَاةِ وَلَا دَائِي بِمُنْحَسِمِ ❁
ani’l-vüşâti ve lâ dâî bi-münhasimi.
hastalığım da son bulmuş değildir.
إِنَّ الْمُحِبَّ عَنِ الْعُذَّالِ فِي صَمَمِ ❁
inne’l-muhibbe ani’l-uzzâli fî samemi.
zira âşık, kendisini kınayanların sözlerine karşı sağırdır.
وَالشَّيْبُ أَبْعَدُ فِي نُصْحٍ عَنِ التُّهَمِ ❁
ve’ş-şeybü eb‘adü fî nushin ani’t-tühemi.
oysa ak saçın nasihati her türlü ithamdan en uzaktır.
İkinci Bölüm
Benliğin Kaprisleri Hakkında Bir Uyarı
مِنْ جَهْلِهَا بِنَذِيرِ الشَّيْبِ وَالْهَرَمِ ❁
min cehlihâ bi-nezîri’ş-şeybi ve’l-heremi.
ak saçın ve ihtiyarlığın uyarısından öğüt almadı.
ضَيْفٍ أَلَمَّ بِرَأْسِي غَيْرَ مُحْتَشِمِ ❁
dayfin elemme bi-re’sî gayra muhteşimi.
güzel amellerden bir ziyafet de hazırlamadı.
كَتَمْتُ سِرًّا بَدَا لِي مِنْهُ بِالْكَتَمِ ❁
ketemtü sırran bedâ lî minhü bi’l-ketemi.
onun ortaya çıkardığı sırrı ketem bitkisinden yapılan boyayla gizlerdim.
كَمَا يُرَدُّ جِمَاحُ الْخَيْلِ بِاللُّجُمِ ❁
kemâ yüraddü cimâhu’l-hayli bi’l-lücumi.
tıpkı azgın atların gemlerle dizginlenmesi gibi?
إِنَّ الطَّعَامَ يُقَوِّي شَهْوَةَ النَّهِمِ ❁
inne’t-taâme yukavvî şehvete’n-nehimi.
zira yemek oburun iştahını daha da artırır.
حُبِّ الرَّضَاعِ وَإِنْ تَفْطِمْهُ يَنْفَطِمِ ❁
hubbi’r-radâi ve in teftımhü yenfatimi.
fakat onu sütten kesersen vazgeçer.
إِنَّ الْهَوَى مَا تَوَلَّى يُصْمِ أَوْ يَصِمِ ❁
inne’l-hevâ mâ tevellâ yusmi ev yesimi.
zira heves hâkim olduğunda ya helâk eder ya da ayıplar.
وَإِنْ هِيَ اسْتَحْلَتِ الْمَرْعَى فَلَا تُسِمِ ❁
ve in hiye’stahleti’l-mer‘â fe lâ tusimi.
otlağı hoş bulursa dilediği gibi otlamasına izin verme.
مِنْ حَيْثُ لَمْ يَدْرِ أَنَّ السُّمَّ فِي الدَّسَمِ ❁
min haysü lem yedri enne’s-sümme fi’d-desemi.
oysa insan yağlı yemeğin içindeki zehirden habersizdir.
فَرُبَّ مَخْمَصَةٍ شَرٌّ مِنَ التُّخَمِ ❁
fe rubbe mahmesatin şerrun mine’t-tuhami.
zira bazen açlık, aşırı tokluktan daha zararlı olur.
مِنَ الْمَحَارِمِ وَالْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ ❁
mine’l-mehârimi ve’lzem himyete’n-nedemi.
pişmanlık ve tövbe yoluna sımsıkı sarıl.
وَإِنْ هُمَا مَحَضَاكَ النُّصْحَ فَاتَّهِمِ ❁
ve in hümâ mahadâke’n-nusha fe’ttehimi.
sana samimi nasihat etseler bile onları itham et.
فَأَنْتَ تَعْرِفُ كَيْدَ الْخَصْمِ وَالْحَكَمِ ❁
fe ente ta‘rifü keyde’l-hasmi ve’l-hakemi.
zira hasmın da hakemin de hilesini iyi bilirsin.
لَقَدْ نَسَبْتُ بِهِ نَسْلًا لِذِي عُقُمِ ❁
lekad nesebtü bihî neslen li-zî ukumi.
zira böylece kısır birine nesil nispet etmiş oldum.
وَمَا اسْتَقَمْتُ فَمَا قَوْلِي لَكَ اسْتَقِمِ ❁
ve me’stekamtü fe mâ kavlî leke’stekimi.
kendim dosdoğru değilken sana nasıl “Dosdoğru ol” diyebilirim?
وَلَمْ أُصَلِّ سِوَى فَرْضٍ وَلَمْ أَصُمِ ❁
ve lem usalli sivâ fardin ve lem esumi.
farzlardan başka ne namaz kıldım ne de oruç tuttum.
Üçüncü Bölüm
Peygamber Efendimizin Övgüsü Üzerine
أَنِ اشْتَكَتْ قَدَمَاهُ الضُّرَّ مِنْ وَرَمِ ❁
enişteket kademâhü’d-durra min veremi.
öyle ki ayakları şişmekten sızlamıştı.
تَحْتَ الْحِجَارَةِ كَشْحًا مُتْرَفَ الْأَدَمِ ❁
tahte’l-hicârati keşhan mütrafe’l-edemi.
ve o narin tenini taşların altına sardı.
عَنْ نَفْسِهِ فَأَرَاهَا أَيَّمَا شَمَمِ ❁
an nefsihî fe erâhâ eyyemâ şememi.
fakat O, onlara ne kadar yüce ve müstağni olduğunu gösterdi.
إِنَّ الضَّرُورَةَ لَا تَعْدُو عَلَى الْعِصَمِ ❁
inne’d-darûrete lâ ta‘dû ale’l-isami.
zira zaruret, korunmuş kimselerin iradesine üstün gelemez.
لَوْلَاهُ لَمْ تُخْرَجِ الدُّنْيَا مِنَ الْعَدَمِ ❁
levlâhü lem tuhraci’d-dünyâ mine’l-ademi.
O olmasaydı dünya yokluktan varlığa çıkarılmazdı.
ـنِ وَالْفَرِيقَيْنِ مِنْ عُرْبٍ وَمِنْ عَجَمِ ❁
-ni ve’l-ferîkayni min urbin ve min acemi.
Arapların da Arap olmayanların da önderidir.
أَبَرَّ فِي قَوْلِ لَا مِنْهُ وَلَا نَعَمِ ❁
eberra fî kavli lâ minhü ve lâ neami.
“Hayır” ve “Evet” sözünde O’ndan daha doğru kimse yoktur.
لِكُلِّ هَوْلٍ مِنَ الْأَهْوَالِ مُقْتَحَمِ ❁
li-külli hevlin mine’l-ehvâli muktehami.
dehşetle üzerimize gelen her korkuya karşı.
مُسْتَمْسِكُونَ بِحَبْلٍ غَيْرِ مُنْفَصِمِ ❁
müstemsikûne bi-hablin gayri münfasimi.
asla kopmayacak sağlam bir ipe tutunmuşlardır.
وَلَمْ يُدَانُوهُ فِي عِلْمٍ وَلَا كَرَمِ ❁
ve lem yüdânûhü fî ilmin ve lâ keremi.
ilimde ve keremde hiçbiri O’na yaklaşamadı.
غَرْفًا مِنَ الْبَحْرِ أَوْ رَشْفًا مِنَ الدِّيَمِ ❁
garfen mine’l-bahri ev reşfen mine’d-diyemi.
denizden bir avuç yahut yağmurdan bir yudum alır gibi.
مِنْ نُقْطَةِ الْعِلْمِ أَوْ مِنْ شَكْلَةِ الْحِكَمِ ❁
min noktati’l-ilmi ev min şekleti’l-hikemi.
ilminden bir nokta yahut hikmetinden bir hareke kadar.
ثُمَّ اصْطَفَاهُ حَبِيبًا بَارِئُ النَّسَمِ ❁
sümme’stafâhü habîben Bâriu’n-nesemi.
sonra ruhları yaratan Allah O’nu Habib olarak seçmiştir.
فَجَوْهَرُ الْحُسْنِ فِيهِ غَيْرُ مُنْقَسِمِ ❁
fe cevherü’l-hüsni fîhi gayru munkasimi.
zira O’ndaki güzellik cevheri bölünmez bir bütündür.
وَاحْكُمْ بِمَا شِئْتَ مَدْحًا فِيهِ وَاحْتَكِمِ ❁
vahküm bimâ şi’te medhan fîhi vahtekimi.
bunun dışında O’nu dilediğin şekilde öv ve hükmünü ver.
وَانْسُبْ إِلَى قَدْرِهِ مَا شِئْتَ مِنْ عِظَمِ ❁
vensüb ilâ kadrihî mâ şi’te min izami.
O’nun kadrine dilediğin yüceliği nispet et.
حَدٌّ فَيُعْرِبَ عَنْهُ نَاطِقٌ بِفَمِ ❁
haddün fe yu‘ribe anhü nâtıkun bi-femi.
konuşan bir ağız onu hakkıyla ifade edebilsin.
أَحْيَا اسْمُهُ حِينَ يُدْعَى دَارِسَ الرِّمَمِ ❁
ahyâ’smühû hîne yüd‘â dârise’r-rimemi.
ismi anıldığında çürümüş kemikler dirilirdi.
حِرْصًا عَلَيْنَا فَلَمْ نَرْتَبْ وَلَمْ نَهِمِ ❁
hırsan aleynâ fe lem nerteb ve lem nehimi.
bize olan şefkatinden dolayı ne şüpheye düştük ne de şaşkınlığa.
فِي الْقُرْبِ وَالْبُعْدِ فِيهِ غَيْرُ مُنْفَحِمِ ❁
fi’l-kurbi ve’l-bu‘di fîhi gayru münfehimi.
yakınında olan da uzağında olan da O’nu hakkıyla kavrayamadı.
صَغِيرَةً وَتُكِلُّ الطَّرْفَ مِنْ أَمَمِ ❁
sağîraten ve tükillü’t-tarfe min ememi.
fakat yakından bakıldığında gözleri kamaştırır.
قَوْمٌ نِيَامٌ تَسَلَّوْا عَنْهُ بِالْحُلُمِ ❁
kavmün niyâmün tesellev anhü bi’l-hulumi.
dünyada O’nun hakikatini nasıl idrak edebilir?
وَأَنَّهُ خَيْرُ خَلْقِ اللَّهِ كُلِّهِمِ ❁
ve ennehû hayru halkillâhi küllihimi.
ve O, Allah’ın bütün yaratılmışlarının en hayırlısıdır.
فَإِنَّمَا اتَّصَلَتْ مِنْ نُورِهِ بِهِمِ ❁
fe innemâ’ttesalet min nûrihî bihimi.
ancak O’nun nurundan kendilerine ulaşmıştır.
يُظْهِرْنَ أَنْوَارَهَا لِلنَّاسِ فِي الظُّلَمِ ❁
yuzhirne envârehâ li’n-nâsi fi’z-zulemi.
karanlıkta insanlara O’nun nurlarını gösterirler.
بِالْحُسْنِ مُشْتَمِلٍ بِالْبِشْرِ مُتَّسِمِ ❁
bi’l-hüsni müştemilin bi’l-bişri müttesimi.
güzellikle kuşanmış ve güler yüzle bezenmiştir.
وَالْبَحْرِ فِي كَرَمٍ وَالدَّهْرِ فِي هِمَمِ ❁
ve’l-bahri fî keremin ve’d-dehri fî himemi.
cömertlikte deniz gibi, himmette zaman gibidir.
فِي عَسْكَرٍ حِينَ تَلْقَاهُ وَفِي حَشَمِ ❁
fî askerin hîne telkâhü ve fî haşemi.
sanki bir ordunun ve kalabalık bir maiyetin içindeymiş sanırsın.
مِنْ مَعْدِنَيْ مَنْطِقٍ مِنْهُ وَمُبْتَسَمِ ❁
min ma‘diney mantıkın minhü ve mübtesemi.
O’nun sözlerinden ve tebessümünden dökülmektedir.
طُوبَى لِمُنْتَشِقٍ مِنْهُ وَمُلْتَثِمِ ❁
tûbâ li-münteşikin minhü ve mültesimi.
o toprağı koklayana ve öpene ne mutlu!
Dördüncü Bölüm
Peygamber Efendimizin Doğumu Üzerine
يَا طِيبَ مُبْتَدَإٍ مِنْهُ وَمُخْتَتَمِ ❁
yâ tîbe mübtedein minhü ve muhtetemi.
ne güzel bir başlangıç ve ne güzel bir sondur O!
قَدْ أُنْذِرُوا بِحُلُولِ الْبُؤْسِ وَالنِّقَمِ ❁
kad ünzirû bi-hulûli’l-bü’si ve’n-nikami.
başlarına gelecek musibet ve azapla uyarılmışlardı.
كَشَمْلِ أَصْحَابِ كِسْرَى غَيْرَ مُلْتَئِمِ ❁
ke-şemli ashâbi Kisrâ gayra mülteimi.
tıpkı Kisrâ’nın adamlarının bir daha birleşemeyecek şekilde dağılması gibi.
عَلَيْهِ وَالنَّهْرُ سَاهِي الْعَيْنِ مِنْ سَدَمِ ❁
aleyhi ve’n-nehru sâhi’l-ayni min sedemi.
nehir de kederinden kurudu.
وَرُدَّ وَارِدُهَا بِالْغَيْظِ حِينَ ظَمِي ❁
ve rudde vâridühâ bi’l-gayzi hîne zami.
su almaya gelenler susuz ve öfkeli geri döndüler.
حُزْنًا وَبِالْمَاءِ مَا بِالنَّارِ مِنْ ضَرَمِ ❁
huznen ve bi’l-mâi mâ bi’n-nâri min darami.
suda ise ateşin yakıcılığı vardı.
وَالْحَقُّ يَظْهَرُ مِنْ مَعْنًى وَمِنْ كَلِمِ ❁
ve’l-hakku yazharu min ma‘nen ve min kelimi.
hakikat hem mânada hem sözde ortaya çıkıyordu.
تُسْمَعْ وَبَارِقَةُ الْإِنْذَارِ لَمْ تُشَمِ ❁
tüsma‘ ve bârikatü’l-inzâri lem tüşemi.
uyarı şimşeğini de görmediler.
بِأَنَّ دِينَهُمُ الْمُعْوَجَّ لَمْ يَقُمِ ❁
bi enne dînehümü’l-mu‘vecce lem yakumi.
eğri dinlerinin artık ayakta kalamayacağını.
مُنْقَضَّةٍ وَفْقَ مَا فِي الْأَرْضِ مِنْ صَنَمِ ❁
münkaddatin vefka mâ fi’l-ardi min sanemi.
yeryüzündeki putların devrilmesine uygun bir şekilde.
مِنَ الشَّيَاطِينِ يَقْفُو إِثْرَ مُنْهَزِمِ ❁
mine’ş-şeyâtîni yakfû isra münhezimi.
birbirlerinin ardından hezimete sürüklendiler.
أَوْ عَسْكَرٌ بِالْحَصَى مِنْ رَاحَتَيْهِ رُمِي ❁
ev askerün bi’l-hasâ min râhateyhi rumi.
yahut O’nun iki avucundan çakıl taşlarıyla vurulan bir orduydular.
نَبْذَ الْمُسَبِّحِ مِنْ أَحْشَاءِ مُلْتَقِمِ ❁
nebze’l-müsebbihi min ahşâi mültekımi.
tıpkı tesbih edenin balığın karnından dışarı atılması gibi.
Beşinci Bölüm
Peygamber Efendimizin Mucizeleri Üzerine
تَمْشِي إِلَيْهِ عَلَى سَاقٍ بِلَا قَدَمِ ❁
temşî ileyhi alâ sâkin bilâ kademi.
ayakları olmadığı hâlde gövdeleri üzerinde yürüyerek.
فُرُوعُهَا مِنْ بَدِيعِ الْخَطِّ بِاللَّقَمِ ❁
fürûuhâ min bedîi’l-hattı bi’l-lekami.
yol üzerine dosdoğru satırlar yazıyordu.
تَقِيهِ حَرَّ وَطِيسٍ لِلْهَجِيرِ حَمِي ❁
tekîhi harra vatîsin li’l-hecîri hami.
O’nu öğle sıcağının kızgın ateşinden korurdu.
مِنْ قَلْبِهِ نِسْبَةً مَبْرُورَةَ الْقَسَمِ ❁
min kalbihî nisbeten mebrûrate’l-kasemi.
Peygamber’in kalbiyle yeminimi doğrulayan bir münasebeti vardır.
وَكُلُّ طَرْفٍ مِنَ الْكُفَّارِ عَنْهُ عَمِي ❁
ve küllü tarfin mine’l-küffâri anhü ami.
oysa kâfirlerin bütün gözleri O’nu görmekten kör olmuştu.
وَهُمْ يَقُولُونَ مَا بِالْغَارِ مِنْ أَرِمِ ❁
ve hüm yekûlûne mâ bi’l-gâri min erimi.
onlar ise “Mağarada hiç kimse yok” diyorlardı.
خَيْرِ الْبَرِيَّةِ لَمْ تَنْسُجْ وَلَمْ تَحُمِ ❁
hayri’l-beriyyeti lem tensüc ve lem tehumi.
yaratılmışların en hayırlısının bulunduğu yerde.
مِنَ الدُّرُوعِ وَعَنْ عَالٍ مِنَ الْأُطُمِ ❁
mine’d-dürûi ve an âlin mine’l-utumi.
ve yüksek kalelerden müstağni kıldı.
إِلَّا وَنِلْتُ جِوَارًا مِنْهُ لَمْ يُضَمِ ❁
illâ ve niltü civâran minhü lem yudami.
O’nun yanında zarar görmeyeceğim bir himaye buldum.
إِلَّا اسْتَلَمْتُ النَّدَى مِنْ خَيْرِ مُسْتَلَمِ ❁
ille’stelemtü’n-nedâ min hayri müstelimi.
ihsan sahiplerinin en hayırlısından bolca nasip aldım.
قَلْبًا إِذَا نَامَتِ الْعَيْنَانِ لَمْ يَنَمِ ❁
kalben izâ nâmeti’l-aynâni lem yenemi.
zira gözleri uyusa da kalbi uyumaz.
فَلَيْسَ يُنْكَرُ فِيهِ حَالُ مُحْتَلِمِ ❁
fe leyse yünkeru fîhi hâlü muhtelimi.
dolayısıyla bu hususta rüya görenin hâli inkâr edilemez.
وَلَا نَبِيٌّ عَلَى غَيْبٍ بِمُتَّهَمِ ❁
ve lâ nebiyyün alâ gaybin bi-müttehemi.
hiçbir peygamber de gaybı bildirme konusunda itham edilemez.
وَأَطْلَقَتْ أَرِبًا مِنْ رِبْقَةِ اللَّمَمِ ❁
ve atlakat eriben min ribkati’l-lememi.
ve nice muhtacı deliliğin bağından kurtardı.
حَتَّى حَكَتْ غُرَّةً فِي الْأَعْصُرِ الدُّهُمِ ❁
hattâ haket gurraten fi’l-a‘suri’d-dühümi.
karanlık çağların arasında parlayan bir nişaneye benzedi.
سَيْبٌ مِنَ الْيَمِّ أَوْ سَيْلٌ مِنَ الْعَرِمِ ❁
seybün mine’l-yemmi ev seylün mine’l-arimi.
onu denizden taşan bir sel yahut Arim seli sanırdın.
Altıncı Bölüm
Kur’an’ın Asaleti ve Övgüsü Üzerine
ظُهُورَ نَارِ الْقِرَى لَيْلًا عَلَى عَلَمِ ❁
zuhûra nâri’l-kırâ leylen alâ alemi.
onlar geceleyin dağ başında yakılan misafirperverlik ateşi gibi apaçıktır.
وَلَيْسَ يَنْقُصُ قَدْرًا غَيْرَ مُنْتَظِمِ ❁
ve leyse yenkusu kadren gayra müntezımi.
fakat dizilmemiş olsa da kıymetinden hiçbir şey kaybetmez.
مَا فِيهِ مِنْ كَرَمِ الْأَخْلَاقِ وَالشِّيَمِ ❁
mâ fîhi min keremi’l-ahlâkı ve’ş-şiyemi.
O’ndaki güzel ahlâkın ve yüce huyların hakikatine?
قَدِيمَةٌ صِفَةُ الْمَوْصُوفِ بِالْقِدَمِ ❁
kadîmetün sıfatü’l-mevsûfi bi’l-kıdemi.
sonradan indirilmiş, fakat ezelî Zât’ın sıfatı olarak kadîmdirler.
عَنِ الْمَعَادِ وَعَنْ عَادٍ وَعَنْ إِرَمِ ❁
ani’l-meâdi ve an Âdin ve an İremi.
ahiretten, Âd kavminden ve İrem’den haber verirler.
مِنَ النَّبِيِّينَ إِذْ جَاءَتْ وَلَمْ تَدُمِ ❁
mine’n-nebiyyîne iz câet ve lem tedümi.
diğer peygamberlerin gelip sonra sona eren bütün mucizelerini aştılar.
لِذِي شِقَاقٍ وَمَا يَبْغِينَ مِنْ حَكَمِ ❁
li-zî şikâkin ve mâ yebgîne min hakemi.
ve doğrulukları için başka bir hakeme ihtiyaç duymazlar.
أَعْدَى الْأَعَادِي إِلَيْهَا مُلْقِيَ السَّلَمِ ❁
a‘de’l-eâdî ileyhâ mülkiye’s-selemi.
en azılı düşman bile harap olup barışa teslim olarak döndü.
رَدَّ الْغَيُورِ يَدَ الْجَانِي عَنِ الْحُرَمِ ❁
radde’l-gayûri yede’l-cânî ani’l-hurami.
gayret sahibi birinin suçlunun elini haremden geri çevirmesi gibi.
وَفَوْقَ جَوْهَرِهِ فِي الْحُسْنِ وَالْقِيَمِ ❁
ve fevka cevherihî fi’l-hüsni ve’l-kıyemi.
güzellik ve kıymette ise denizin incilerinden üstündür.
وَلَا تُسَامُ عَلَى الْإِكْثَارِ بِالسَّأَمِ ❁
ve lâ tüsâmü ale’l-iksâri bi’s-seemi.
çokça tekrar edilmeleri de insana bıkkınlık vermez.
لَقَدْ ظَفِرْتَ بِحَبْلِ اللَّهِ فَاعْتَصِمِ ❁
lekad zafirte bi-hablillâhi fa‘tasimi.
“Allah’ın ipine eriştin, öyleyse ona sımsıkı sarıl!”
أَطْفَأْتَ حَرَّ لَظَى مِنْ وِرْدِهَا الشَّبِمِ ❁
atfe’te harra Lazâ min virdihâ’ş-şebimi.
onların serin kaynağıyla o ateşin hararetini söndürürsün.
مِنَ الْعُصَاةِ وَقَدْ جَاؤُوهُ كَالْحُمَمِ ❁
mine’l-usâti ve kad câûhü ke’l-humemi.
oysa günahkârlar ona kömür gibi kararmış hâlde gelirler.
فَالْقِسْطُ مِنْ غَيْرِهَا فِي النَّاسِ لَمْ يَقُمِ ❁
fe’l-kıstu min gayrihâ fi’n-nâsi lem yakumi.
zira insanlar arasında gerçek adalet onlardan başkasıyla ayakta durmaz.
تَجَاهُلًا وَهْوَ عَيْنُ الْحَاذِقِ الْفَهِمِ ❁
tecâhülen vehve aynü’l-hâzıkı’l-fehimi.
bilerek bilmezlikten gelir, oysa kendisi anlayışlı ve zekidir.
وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمِ ❁
ve yünkiru’l-femü ta‘me’l-mâi min sekami.
hasta ağız da suyun tadını inkâr edebilir.
Yedinci Bölüm
Peygamber Efendimizin Gece Yolculuğu ve Miracı Üzerine
سَعْيًا وَفَوْقَ مُتُونِ الْأَيْنُقِ الرُّسُمِ ❁
sa‘yen ve fevka mütûni’l-eynuki’r-rusumi.
yaya olarak ve süratli develerin sırtında koşarak!
وَمَنْ هُوَ النِّعْمَةُ الْعُظْمَى لِمُغْتَنِمِ ❁
ve men hüve’n-ni‘metü’l-uzmâ li-mugtenimi.
nimeti ganimet bilenler için de en büyük nimetsin.
كَمَا سَرَى الْبَدْرُ فِي دَاجٍ مِنَ الظُّلَمِ ❁
kemâ sera’l-bedru fî dâcin mine’z-zulemi.
dolunayın karanlık gecede ilerlemesi gibi.
مِنْ قَابِ قَوْسَيْنِ لَمْ تُدْرَكْ وَلَمْ تُرَمِ ❁
min kâbi kavseyni lem tüdrak ve lem turami.
Kâb-ı Kavseyn makamına senden önce ne erişildi ne de ulaşılması umuldu.
وَالرُّسْلِ تَقْدِيمَ مَخْدُومٍ عَلَى خَدَمِ ❁
ve’r-rusli takdîme mahdûmin alâ hademi.
hizmet edilen efendinin hizmetkârlarından öne geçirilmesi gibi.
فِي مَوْكِبٍ كُنْتَ فِيهِ صَاحِبَ الْعَلَمِ ❁
fî mevkibin künte fîhi sâhibe’l-alemi.
ve o kafilenin sancaktarı sendin.
مِنَ الدُّنُوِّ وَلَا مَرْقًى لِمُسْتَنِمِ ❁
mine’d-dünüvvi ve lâ merkan li-müstenimi.
yükselmek isteyene de çıkacak bir basamak bırakmadın.
نُودِيتَ بِالرَّفْعِ مِثْلَ الْمُفْرَدِ الْعَلَمِ ❁
nûdîte bi’r-ref‘i misle’l-müfredi’l-alemi.
çünkü eşsiz bir zat olarak yüceliğe çağrıldın.
عَنِ الْعُيُونِ وَسِرٍّ أَيِّ مُكْتَتَمِ ❁
ani’l-uyûni ve sırrin eyyi müktetemi.
ve son derece gizli bir sırra eriştin.
وَجُزْتَ كُلَّ مَقَامٍ غَيْرَ مُزْدَحَمِ ❁
ve cüzte külle makâmin gayra müzdehami.
ve kimsenin sana ortak olmadığı bütün makamları aştın.
وَعَزَّ إِدْرَاكُ مَا أُولِيتَ مِنْ نِعَمِ ❁
ve azze idrâkü mâ ûlîte min niami.
sana bahşedilen nimetleri idrak etmek ne zordur!
مِنَ الْعِنَايَةِ رُكْنًا غَيْرَ مُنْهَدِمِ ❁
mine’l-inâyeti ruknen gayra münhedimi.
şüphesiz ilahî inayetten yıkılmaz bir dayanağımız vardır.
بِأَكْرَمِ الرُّسْلِ كُنَّا أَكْرَمَ الْأُمَمِ ❁
bi-ekremi’r-rusli künnâ ekrame’l-ümemi.
biz de ümmetlerin en şereflisi olduk.
Sekizinci Bölüm
Peygamber Efendimizin Cihadı Üzerine
كَنَبْأَةٍ أَجْفَلَتْ غُفْلًا مِنَ الْغَنَمِ ❁
ke-neb’etin ecfelet guflen mine’l-ganemi.
ansızın çıkan bir sesin gaflet içindeki koyunları ürkütmesi gibi.
حَتَّى حَكَوْا بِالْقَنَا لَحْمًا عَلَى وَضَمِ ❁
hattâ hakev bi’l-kanâ lahmen alâ vadami.
sonunda mızrak darbeleriyle kasap kütüğündeki ete benzediler.
أَشْلَاءَ شَالَتْ مَعَ الْعِقْبَانِ وَالرَّخَمِ ❁
eşlâe şâlet mea’l-ikbâni ve’r-rahami.
kartal ve akbabaların taşıdığı ceset parçalarına bile imrendiler.
مَا لَمْ تَكُنْ مِنْ لَيَالِي الْأَشْهُرِ الْحُرُمِ ❁
mâ lem tekün min leyâli’l-eşhüri’l-hurumi.
ancak savaşın yasak olduğu haram ayların gecelerini sayabiliyorlardı.
بِكُلِّ قَرْمٍ إِلَى لَحْمِ الْعِدَا قَرِمِ ❁
bi-külli karmin ilâ lahmi’l-idâ karimi.
düşman etine son derece iştahlı her yiğitle beraber.
يَرْمِي بِمَوْجٍ مِنَ الْأَبْطَالِ مُلْتَطِمِ ❁
yermî bi-mevcin mine’l-ebtâli mültatimi.
kahramanlardan oluşan birbirine çarpan dalgalar savuruyordu.
يَسْطُو بِمُسْتَأْصِلٍ لِلْكُفْرِ مُصْطَلِمِ ❁
yestû bi-müste’sılin li’l-küfri mustalimi.
küfrün kökünü sökmek için şiddetle saldırıyordu.
مِنْ بَعْدِ غُرْبَتِهَا مَوْصُولَةَ الرَّحِمِ ❁
min ba‘di gurbetihâ mevsûlete’r-rahimi.
garipliğinden sonra akrabalarına yeniden kavuşmuş gibi oldu.
وَخَيْرِ بَعْلٍ فَلَمْ تَيْتَمْ وَلَمْ تَئِمِ ❁
ve hayri ba‘lin fe lem teytem ve lem teimi.
böylece ne yetim kaldı ne de dul.
مَاذَا رَأَى مِنْهُمُ فِي كُلِّ مُصْطَدَمِ ❁
mâzâ raâ minhümü fî külli mustadami.
her savaş meydanında onlardan neler gördüklerini.
فُصُولَ حَتْفٍ لَهُمْ أَدْهَى مِنَ الْوَخَمِ ❁
fusûle hatfin lehüm edhâ mine’l-vahami.
onlar düşmanlar için vebadan daha korkunç ölüm mevsimleriydi.
مِنَ الْعِدَا كُلَّ مُسْوَدٍّ مِنَ اللِّمَمِ ❁
mine’l-idâ külle müsveddin mine’l-limemi.
kızıla boyanmış olarak geri çıkardılar.
أَقْلَامُهُمْ حَرْفَ جِسْمٍ غَيْرَ مُنْعَجِمِ ❁
aklâmühüm harfe cismin gayra münacimi.
kalemleri bedenlerde noktasız tek bir harf bırakmadı.
وَالْوَرْدُ يَمْتَازُ بِالسِّيمَا عَنِ السَّلَمِ ❁
ve’l-verdü yemtâzü bi’s-sîmâ ani’s-selemi.
tıpkı gülün kokusuyla dikenli ağaçtan ayrılması gibi.
فَتَحْسَبُ الزَّهْرَ فِي الْأَكْمَامِ كُلَّ كَمِي ❁
fe tahsebü’z-zehra fi’l-ekmâmi külle kemî.
öyle ki zırhları içindeki her kahramanı açmış bir çiçek sanırdın.
مِنْ شِدَّةِ الْحَزْمِ لَا مِنْ شَدَّةِ الْحُزُمِ ❁
min şiddeti’l-hazmi lâ min şeddeti’l-huzumi.
eyerlerin sıkılığından değil, azimlerinin sağlamlığından dolayı.
فَمَا تُفَرِّقُ بَيْنَ الْبَهْمِ وَالْبُهَمِ ❁
fe mâ tüferriku beyne’l-behmi ve’l-bühemi.
öyle ki koyunla yiğit savaşçıyı birbirinden ayıramaz hâle geldiler.
إِنْ تَلْقَهُ الْأُسْدُ فِي آجَامِهَا تَجِمِ ❁
in telkahü’l-üsdü fî âcâmihâ tecimi.
aslanlar bile inlerinde onunla karşılaştıklarında sinerler.
بِهِ وَلَا مِنْ عَدُوٍّ غَيْرَ مُنْقَصِمِ ❁
bihî ve lâ min adüvvin gayra munkasimi.
O’nun karşısında yenilmeyen hiçbir düşman da göremezsin.
كَاللَّيْثِ حَلَّ مَعَ الْأَشْبَالِ فِي أَجَمِ ❁
ke’l-leysi halle mea’l-eşbâli fî ecemi.
aslanın yavrularıyla birlikte inine yerleşmesi gibi.
فِيهِ وَكَمْ خَصَمَ الْبُرْهَانُ مِنْ خَصِمِ ❁
fîhi ve kem hasame’l-burhânü min hasimi.
ve deliller nice hasmı mağlup etti.
فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَالتَّأْدِيبِ فِي الْيُتُمِ ❁
fi’l-câhiliyyeti ve’t-te’dîbi fi’l-yütümi.
ve yetim büyüdüğü hâlde sahip olduğu eşsiz edep.
Dokuzuncu Bölüm
Resûlullah ile Tevessül Üzerine
ذُنُوبَ عُمْرٍ مَضَى فِي الشِّعْرِ وَالْخِدَمِ ❁
zünûbe umrin madâ fi’ş-şi‘ri ve’l-hidemi.
şiir ve hizmetle geçen ömrümün günahlarını telafi edeyim.
كَأَنَّنِي بِهِمَا هَدْيٌ مِنَ النَّعَمِ ❁
ke ennenî bihimâ hedyün mine’n-neami.
öyle ki sanki kurban edilmek üzere bağlanmış bir hayvan gibiydim.
حَصَلْتُ إِلَّا عَلَى الْآثَامِ وَالنَّدَمِ ❁
hasaltü illâ ale’l-âsâmi ve’n-nedemi.
ve günah ile pişmanlıktan başka hiçbir şey elde edemedim.
لَمْ تَشْتَرِ الدِّينَ بِالدُّنْيَا وَلَمْ تَسُمِ ❁
lem teşteri’d-dîne bi’d-dünyâ ve lem tesümi.
dünyayı verip dini satın almadı, hatta pazarlık bile etmedi.
يَبِنْ لَهُ الْغَبْنُ فِي بَيْعٍ وَفِي سَلَمِ ❁
yebin lehü’l-gabnü fî bey‘in ve fî selemi.
bu alışverişte aldandığı açıkça ortaya çıkar.
مِنَ النَّبِيِّ وَلَا حَبْلِي بِمُنْصَرِمِ ❁
mine’n-nebiyyi ve lâ hablî bi-munsarimi.
Peygamber’le, ne de O’nunla aramdaki bağ kopar.
مُحَمَّدًا وَهْوَ أَوْفَى الْخَلْقِ بِالذِّمَمِ ❁
Muhammeden vehve evfe’l-halkı bi’z-zimemi.
O ise ahdine vefada yaratılmışların en üstünüdür.
فَضْلًا وَإِلَّا فَقُلْ يَا زَلَّةَ الْقَدَمِ ❁
fadlen ve illâ fe kul yâ zellete’l-kademi.
o zaman bana “Ayağı kaydı” de.
أَوْ يَرْجِعَ الْجَارُ مِنْهُ غَيْرَ مُحْتَرَمِ ❁
ev yerci‘a’l-câru minhü gayra muhteremi.
yahut kendisine sığınanı hürmetsizce geri çevirmek.
وَجَدْتُهُ لِخَلَاصِي خَيْرَ مُلْتَزِمِ ❁
vecedtühû li-halâsî hayra mültezimi.
O’nu kurtuluşum için en hayırlı güvence olarak buldum.
إِنَّ الْحَيَا يُنْبِتُ الْأَزْهَارَ فِي الْأَكَمِ ❁
inne’l-hayâ yünbitü’l-ezhâra fi’l-ekemi.
zira yağmur yüksek tepelerde bile çiçekler bitirir.
يَدَا زُهَيْرٍ بِمَا أَثْنَى عَلَى هَرِمِ ❁
yedâ Züheyrin bimâ esnâ alâ Herimi.
Züheyr’in Herim’i överek elde ettiği dünya nimetleri gibi.
Onuncu Bölüm
Münâcat ve Hacetlerin Arzı Üzerine
سِوَاكَ عِنْدَ حُلُولِ الْحَادِثِ الْعَمِمِ ❁
sivâke inde hulûli’l-hâdisi’l-amimi.
Senden başka sığınabileceğim hiç kimsem yoktur.
إِذَا الْكَرِيمُ تَجَلَّى بِاسْمِ مُنْتَقِمِ ❁
ize’l-Kerîmü tecellâ bi’smi Müntakimi.
benim yüzümden senin yüce makamın daralmayacaktır.
وَمِنْ عُلُومِكَ عِلْمَ اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ ❁
ve min ulûmike ilme’l-levhi ve’l-kalemi.
Levh ve Kalem’in ilmi de sana verilen ilimlerdendir.
إِنَّ الْكَبَائِرَ فِي الْغُفْرَانِ كَاللَّمَمِ ❁
inne’l-kebâira fi’l-gufrâni ke’l-lememi.
zira büyük günahlar Allah’ın mağfireti yanında küçük hatalar gibidir.
تَأْتِي عَلَى حَسَبِ الْعِصْيَانِ فِي الْقِسَمِ ❁
te’tî alâ hasebi’l-isyâni fi’l-kısemi.
günahların büyüklüğüne göre bolca nasip edilir.
لَدَيْكَ وَاجْعَلْ حِسَابِي غَيْرَ مُنْخَرِمِ ❁
ledeyke vec‘al hisâbî gayra münharimi.
ve huzurundaki hesabımı mahrumiyetle sonuçlandırma.
صَبْرًا مَتَى تَدْعُهُ الْأَهْوَالُ يَنْهَزِمِ ❁
sabran metâ ted‘uhü’l-ehvâlü yenhezimi.
zira korkular üzerine geldiğinde onun sabrı tükenir.
عَلَى النَّبِيِّ بِمُنْهَلٍّ وَمُنْسَجِمِ ❁
ale’n-nebiyyi bi-münhellin ve münsecimi.
sağanak hâlinde, kesintisizce yağan bir yağmur gibi.
وَأَطْرَبَ الْعِيسَ حَادِي الْعِيسِ بِالنَّغَمِ ❁
ve atrabe’l-îse hâdi’l-îsi bi’n-nagami.
ve kervan sürücüsü nağmeleriyle develeri coşturdukça.
وَعَنْ عَلِيٍّ وَعَنْ عُثْمَانَ ذِي الْكَرَمِ ❁
ve an Aliyyin ve an Osmâne zi’l-keremi.
Ali’den ve kerem sahibi Osman’dan da.
أَهْلُ التُّقَى وَالنَّقَى وَالْحِلْمِ وَالْكَرَمِ ❁
ehlü’t-tukâ ve’n-nakâ ve’l-hilmi ve’l-keremi.
çünkü onlar takvâ, saflık, hilm ve kerem ehlidirler.
وَاغْفِرْ لَنَا مَا مَضَى يَا وَاسِعَ الْكَرَمِ ❁
vağfir lenâ mâ madâ yâ Vâsia’l-keremi.
geçmiş günahlarımızı bağışla, ey keremi geniş olan!
يَتْلُونَ فِي الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى وَفِي الْحَرَمِ ❁
yetlûne fi’l-Mescidi’l-Aksâ ve fi’l-Harami.
Mescid-i Aksâ’da ve Harem-i Şerif’te okudukları hürmetine.
وَاسْمُهُ قَسَمٌ مِنْ أَعْظَمِ الْقَسَمِ ❁
ve’smühû kasemün min a‘zami’l-kasemi.
ve ismi en büyük yeminlerden biridir.
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ فِي بَدْءٍ وَفِي خَتَمِ ❁
ve’l-hamdü lillâhi fî bed’in ve fî hatemi.
başlangıçta da sonda da hamd Allah’a mahsustur.
فَرِّجْ بِهَا كَرْبَنَا يَا وَاسِعَ الْكَرَمِ ❁
ferric bihâ kerbenâ yâ Vâsia’l-keremi.
ey keremi geniş olan, onunla sıkıntılarımızı gider.
Video

Kasîde-i Bürde Hakkında
İmam Bûsîrî
Tam adı Ebû Abdullah Şerefüddin Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî es-Sanhâcî olan İmam Bûsîrî, meşhur bir şair, âlim ve Hz. Peygamber’e ﷺ yazdığı methiyelerle tanınan büyük bir naat şairiydi. Kuzey Afrika’daki Berberî Sanhâce kabilesinin önemli kollarından Benî Habnûm’a mensuptu. Rivayete göre 608/1211 yılında, günümüzde Cezayir’in kuzeyinde bulunan küçük bir Akdeniz kasabası olan Dellys’te (Arapça: دلّس; Berberice: Delles) doğdu. Daha sonra Mısır’a yerleşti. 691/1294 yılında burada vefat etti ve İskenderiye’ye defnedildi.
İlim Tahsili
İmam Bûsîrî, genç yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledikten sonra İslâmî ilimleri tahsil etmek üzere Kahire’ye gitti. Burada Arap dili ve grameri, dil bilimi, edebiyat, İslâm tarihi, tefsir, kelâm, mantık, münazara ve siyer başta olmak üzere pek çok İslâmî ilimde derinleşerek döneminin önde gelen âlimlerinden biri oldu.
Allah, İmam Bûsîrî’ye hat sanatında da üstün bir kabiliyet ihsan etmişti. İlk zamanlarda kitâbe yazarak geçimini sağladı. Güzel yazısı büyük takdir gördü ve birçok kişi hat sanatını öğrenmek için kendisine başvurdu.
Âlim olarak kazandığı şöhret, pek çok talebenin kendisinden ders almasına vesile oldu. Bunlar arasında meşhur müfessir ve Arap dili âlimi Ebû Hayyân el-Gırnâtî ile devrinin önde gelen hadis âlimlerinden ve Hz. Muhammed’in ﷺ meşhur bir siyerinin müellifi olan, İmam Fethuddin İbn Seyyidünnâs adıyla tanınan Muhammed b. Muhammed el-Ya‘merî de bulunuyordu.
Kamu Hizmeti
İmam Bûsîrî, kendisini tamamen ilme ve şiire adamadan önce Mısır’da çeşitli idarî görevlerde bulundu. Bu dönemde bazı görevliler arasında gördüğü yolsuzluk ve kötü davranışlar sebebiyle kamu hayatından soğudu. Onların davranışlarını hiciv şiirleriyle eleştirmesi, nüfuzlu kimselerin düşmanlığını kazanmasına ve nihayet devlet hizmetinden tamamen ayrılmasına yol açtı.
Kahire’ye döndükten sonra kısa bir süre çocuklara ders verdi. Ardından İskenderiye’ye yerleşti ve hayatının geri kalanını burada geçirdi.
Manevî Terbiyesi
İmam Bûsîrî zahirî ilimlerde büyük bir yetkinliğe ulaşmış olmakla birlikte, hayatındaki en belirleyici tesir Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî vasıtasıyla gerçekleşti. Şeyh Ebü’l-Abbas onu müridi olarak kabul ederek Şâzeliyye tarikatına intisap ettirdi. Kendisi, Şâzeliyye yolunun kurucusu İmam Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin en önde gelen müridi ve halifesiydi.
O dönemde İskenderiye, İslâmî ilimlerin ve tasavvufun en önemli merkezlerinden biriydi. İmam Bûsîrî burada Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî’yi buldu ve onun rehberliğinde Şâzeliyye yoluna girdi.
Şeyhinin terbiyesi altında İmam Bûsîrî derin bir manevî dönüşüm geçirdi. Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî’ye duyduğu sevgi ve hayranlık şiirlerine de yansıdı. En tanınmış şiirlerinden birinde hem İmam Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’yi hem de Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî’nin onun halifesi oluşunu över. Daha da önemlisi, hocasının rehberliği sayesinde Hz. Muhammed’e ﷺ karşı derin bir sevgi, özlem ve bağlılık geliştirdi. Bu sevgi, onun naat şiirlerinin belirleyici özelliği ve Şâzeliyye geleneğinin önemli unsurlarından biri hâline geldi.
Dikkat Çekici Bir Öngörü
İmam Bûsîrî’nin hayatına dair meşhur rivayetlerden biri, Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî’nin dikkat çekici ferasetiyle ilgilidir. Rivayete göre bir gün Şeyh İzzeddin b. Abdüsselâm, Şeyh İbn Atâullah el-İskenderî ve İmam Bûsîrî ile birlikte oturuyordu. Sırayla her birine dönerek Allah’ın kendilerine neler ihsan edeceğini haber verdi.
Şeyh İzzeddin’e devrinin önde gelen âlimi olacağını söyledi. Şeyh İbn Atâullah’a Allah’ın kendisine büyük bir hikmet ihsan edeceğini bildirdi. Son olarak İmam Bûsîrî’ye dönerek Allah’ın onun şiirlerini bütün dünyada meşhur edeceğini söyledi.
Rivayete göre bu haberlerin her biri gerçekleşti. Şeyh İzzeddin b. Abdüsselâm, döneminin en önde gelen fakihlerinden, kelâm âlimlerinden ve müctehidlerinden biri, aynı zamanda Şâfiî mezhebinin başlıca otoritelerinden oldu. Şeyh İbn Atâullah el-İskenderî’nin eserleri, özellikle Hikem adlı eseri, tasavvuf ilminin en etkili eserleri arasına girdi. İmam Bûsîrî’nin şiirleri de bütün İslâm dünyasına yayıldı ve Kasîde-i Bürde, İslâm geleneğinde en meşhur, en çok okunan ve hakkında en fazla şerh yazılan naat kasidelerinden biri hâline geldi.
Bir Dönüm Noktası
İmam Bûsîrî’nin hayatındaki çeşitli hadiseler, manevî yolculuğunun önemli dönüm noktalarını ortaya koymaktadır. Bunların belki de en önemlisi, kendisinden ileri gelen bir kimseyi övmek üzere bir şiir yazmasının istendiği sırada meydana geldi. Yola çıktığında tanımadığı bir adam ona Hz. Peygamber’i ﷺ hiç görüp görmediğini sordu. İmam Bûsîrî görmediğini söyleyince adam oradan ayrıldı.
Bu karşılaşmadan derinden etkilenen İmam Bûsîrî eve döndü ve neden Hz. Peygamber’i ﷺ görme nimetine erişemediğini düşünmeye başladı. O gece Resûlullah’ı ﷺ rüyasında gördü. Uyandığında artık şiirlerini dünyevî yöneticileri övmeye adamamaya karar verdi ve bundan böyle şiir kabiliyetini Hz. Muhammed’i ﷺ övmeye tahsis etti.
Hac ve Şiirinin Gelişimi
İmam Bûsîrî 653/1255 yılında hac ibadetini yerine getirdi. Bu yolculuk onun manevî gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. Şiirlerinde üç belirgin dönem görülür: hacdan önce, hac sırasında ve hacdan sonra.
Hacca gitmeden önce şiirlerinin birçoğunda Hz. Peygamber’i ﷺ ziyaret etme arzu ve özlemini dile getirdi. Mekke ve Medine’de bulunduğu sırada mukaddes şehirleri ziyaret etmenin sevincini, Hz. Peygamber’in ﷺ civarında bulunmayı ve onun mübarek varlığıyla şereflenmiş mekânları ziyaret etmeyi anlatan şiirler yazdı. Hacdan sonra şiiri olgun bir methiye üslubuna kavuştu ve önceki eserlerinden farklı olarak neredeyse tamamen Hz. Peygamber’i ﷺ övmeye yöneldi. En çok tanındığı eseri olan Kasîde-i Bürde’yi de bu dönemde kaleme aldı.
Edebî Mirası
İmam Bûsîrî, Hz. Muhammed’i ﷺ öven çok sayıda naat kaleme aldı. Bunların en meşhurları Kasîde-i Bürde, Kasîde-i Hemziyye, Kasîde-i Mudariyye ve Kasîde-i Muhammediyye’dir. Bunların arasında Kasîde-i Bürde en etkili olanı hâline gelmiş, nesiller boyunca âlimlere, şairlere ve muhiblere ilham vermiş ve İslâm geleneğinde en çok okunan ve hakkında en fazla şerh yazılan şiirlerden biri olmayı sürdürmüştür.
Kasîde-i Bürde’nin Yazılışı
Kasîde-i Bürde’nin yazılışına dair çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunların en meşhurlarından biri, hadiseyi doğrudan İmam Bûsîrî’den nakleden İmam Abdurrahman el-Kütübî tarafından aktarılmıştır.
Daha ayrıntılı bir rivayet ise İbn Maklaş el-Vehrânî adıyla tanınan Şeyh Abdurrahman b. Muhammed’in Bürde şerhinde muhafaza edilmiştir. Önceki rivayetten farklı olarak bu anlatım, İmam Bûsîrî’nin rüyasına dair ilave ayrıntıların yanı sıra tam bir rivayet zinciri (sened) de içerir.
İbn Maklaş el-Vehrânî, Ebû Ali el-Hasan b. Hasan b. Bâdis el-Kusantînî’den; o babası Ebü’l-Kasım b. Bâdis’ten; o Hâfız Ebû Muhammed Abdülvehhâb b. Yûsuf’tan; o da doğrudan kasidenin şairi İmam Bûsîrî’den nakleder:
İmam Bûsîrî şöyle anlatır:
Daha önce Hz. Peygamber’i ﷺ öven birtakım şiirler yazmıştım. Bunlardan bazılarını dostum Zeyneddin Ya‘kub b. Zübeyr’in teşvikiyle kaleme almıştım.
Bir süre sonra vücudumun bir tarafını felç eden hemipleji hastalığına yakalandım. Hastalığım sırasında bu kasideyi yazmaya ve Hz. Muhammed’in ﷺ şefaati vesilesiyle Allah’tan bağışlanma dilemeye karar verdim. Kasideyi tekrar tekrar okudum, ağladım, dua ettim ve Allah’ın sevgilisi ﷺ vesilesiyle O’nun rahmetini diledim. Nihayet uykuya daldım ve rüyamda Hz. Peygamber’i ﷺ gördüm. Mübarek eliyle yüzümü sıvazladı, mübarek hırkasını üzerime örttü ve sonra ayrıldı.
Uyandığımda tamamen iyileştiğimi ve yürüyebildiğimi gördüm. Yatağımdan kalkıp evden çıktım ve olanları kimseye anlatmadım. Yolda bir dervişle karşılaştım. Bana Resûlullah’ı ﷺ övmek için yazdığım kasideyi okumamı istedi. Hangi kasideyi kastettiğini sorduğumda, “Hastalığın sırasında yazdığın kasideyi” dedi.
Ardından kasidenin ilk beytini okudu ve şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki dün gece bu kasidenin Resûlullah’ın ﷺ huzurunda okunduğunu işittim. Hz. Peygamber’in ﷺ kasideden hoşnut olduğunu ve mübarek hırkasını onu okuyan kişinin üzerine koyduğunu gördüm.”
İbn Maklaş el-Vehrânî’nin rivayetinde ilave bir ayrıntı daha yer alır. Buna göre derviş sözlerine şöyle devam etti:
“Şu beyte ulaştığında:
‘Onun hakkında sahip olduğumuz bilginin nihai sınırı, onun bir insan olduğudur…’
Hz. Peygamber ﷺ, ‘Devam et’ buyurdu.
Sen de kasideyi henüz tamamlamadığını söyledin. Bunun üzerine Hz. Peygamber ﷺ beytin devamını şöyle tamamladı:
‘…fakat o, Allah’ın bütün yaratılmışlarının en hayırlısıdır.’
Ardından Hz. Peygamber ﷺ mübarek hırkasını senin üzerine koydu.”
İmam Bûsîrî şöyle devam eder:
Daha sonra kasideyi dervişe okudum. O da ezberledi ve gördüğü rüyayı başkalarına anlattı. Böylece rüyanın haberi kısa sürede halk arasında yayıldı.
İmam Bûsîrî’nin mucizevî şekilde iyileşmesine dair haberler, gördüğü rüya ve Hz. Peygamber’in ﷺ ona mübarek hırkasını vermesiyle ilgili rivayetle birlikte İslâm dünyasına hızla yayıldı. Bu hadiselerin haberi yayıldıkça Kasîde-i Bürde de yayıldı. Asırlar boyunca kaside okundu, ezberlendi, tercüme edildi ve üzerine şerhler yazıldı. Böylece Hz. Muhammed’i ﷺ övmek için yazılmış en meşhur naat eserlerinden biri olarak İslâm geleneğindeki yerini sağlamlaştırdı.
Eserin Adı
İmam Bûsîrî meşhur kasidesine başlangıçta el-Kevâkibü’d-Dürriyye fî Medhi Hayri’l-Beriyye (“Yaratılmışların En Hayırlısına Övgüde Parlak Yıldızlar”) adını vermişti. Kaside giderek daha fazla tanındıkça, özellikle İmam Bûsîrî’nin mucizevî iyileşmesine dair rivayetlerin yayılmasının ardından, başka isimlerle de anılmaya başlandı. Bunların en meşhuru Kasîde-i Bürde olmakla birlikte eser el-Bür’e ve el-Bürdiyye adlarıyla da anılır.
Bürde (“Hırka”) adı hem gerçek hem de sembolik anlamda açıklanmıştır. Bu isim, İmam Bûsîrî’nin rüyasında kasideyi dinledikten sonra Hz. Muhammed’in ﷺ onu örttüğü mübarek hırkayı hatırlatır. Ayrıca bir hırkanın bedeni kuşatması gibi, kasidenin de Hz. Peygamber’in ﷺ hayatının, yüce ahlakının ve faziletlerinin başlıca yönlerini kuşatmasını sembolize ettiği şeklinde yorumlanmıştır.
Eserin geleneksel isimlerinden biri de el-Bür’e (“Şifa”)dır. Bu isim, İmam Bûsîrî’nin kasideyi yazdıktan sonra felçten kurtulmasına işaret eder. el-Bürdiyye (“Hırka Kasidesi”) adı da aynı rüyada İmam Bûsîrî kasideyi Hz. Peygamber’in ﷺ huzurunda okurken onun mübarek hırkasını İmam’ın üzerine koymasını hatırlatır.
İlk Bürde
İmam Bûsîrî’nin Kasîde-i Bürde’si ikisi arasında daha meşhur olmakla birlikte, bu adı taşıyan ilk şiir değildir. Daha eski Bürde, Hz. Muhammed’in ﷺ hayatı sırasında sahâbî Ka‘b b. Züheyr tarafından yazılmıştır. Genellikle ilk sözleri olan Bânet Suâd (“Suâd Ayrıldı”) adıyla bilinen kaside, Arap methiye şiiri tarihinde önemli bir yere sahiptir ve daha sonra İmam Bûsîrî’nin eserinde de yankısını bulan bir örnek oluşturmuştur.
Ka‘b, İslâm öncesi dönemin en meşhur şairlerinden Züheyr b. Ebî Sülmâ’nın oğluydu. Züheyr’in şiirleri, geleneksel olarak Mekke’deki Kâbe ile ilişkilendirilen büyük kasideler olan meşhur Muallakât arasında sayılmıştır. Kendisi peygamberlik vazifesinin başlamasından önce vefat etmiş, şiir kabiliyetinin önemli bir kısmını miras alan oğulları Ka‘b ve Büceyr’i geride bırakmıştır.
Büceyr Müslüman oldu ve Hz. Peygamber’i ﷺ destekledi. Ka‘b ise başlangıçta yeni dini reddetti. Kardeşini ve Hz. Muhammed’i ﷺ hicveden şiirler yazdı ve şiirini ilk Müslüman topluluğa karşı muhalefeti körüklemek için kullandı. Büceyr daha sonra Mekke’nin fethi ve Tâif kuşatması sırasında Hz. Peygamber’in ﷺ yanında bulundu. Hz. Peygamber’e ﷺ, onun eşlerine ve Müslümanlara hakaret eden şairlerin başına gelenleri bilen Büceyr, Ka‘b’a bir mektup yazarak içinde bulunduğu tehlikeyi bildirdi ve tövbe ederek Hz. Peygamber’in ﷺ huzuruna gelmesini tavsiye etti.
Bunun üzerine Ka‘b bağışlanma ve himaye dilemek üzere Medine’ye gitti. Şafaktan kısa bir süre önce, Hz. Peygamber ﷺ sabah namazını kıldırmaya hazırlanırken Medine’ye ulaştı ve ilk namazını onun arkasında kıldı. Namaz sona erince Hz. Peygamber’in ﷺ yanına geldi, önüne oturdu ve ellerini onun mübarek ellerine koydu. Kimliğini hâlâ gizleyerek kendisinden üçüncü şahıs olarak söz etti ve Ka‘b b. Züheyr’in Müslüman olarak, yaptıklarından tövbe ederek ve himaye dileyerek gelmesi hâlinde kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Hz. Peygamber ﷺ kabul edileceğini söyledi. Bunun üzerine Ka‘b kimliğini açıkladı ve “Ben Ka‘b b. Züheyr’im” dedi.
Ka‘b Medine’ye yaptığı yolculuk sırasında pişmanlığını ve övgüsünü dile getiren fasih bir kaside yazmıştı. Klasik Arap şiirinin geleneğine uyarak şiirine sevgilisinin ayrılışını hatırlatarak başladı:
Suâd ayrıldı, bugün kalbim zayıf ve yaralıdır,
onun ardından esir düşmüş, kurtuluş yolu bulamadan bağlanmıştır.
Kaside daha sonra geleneksel aşk girişinden Ka‘b’ın korkusuna, tövbesine ve Hz. Peygamber’in ﷺ merhametine olan ümidine geçer. Kendisine ulaşan tehdide değinerek şöyle der:
Bana Resûlullah’ın beni tehdit ettiği bildirildi,
fakat Resûlullah’ın huzurunda bağışlanma umulur.
Kasidenin sonlarına doğru Ka‘b, Hz. Peygamber’i ﷺ şu meşhur sözlerle över:
Şüphesiz Resûlullah, kendisiyle hidayet bulunan bir nurdur,
Allah’ın kılıçları arasından çekilmiş Hint yapımı bir kılıçtır.
Hâfız İbn Abdülberr’in naklettiğine göre Ka‘b bu sözleri okuduğunda Hz. Peygamber ﷺ ashâbına dikkatle dinlemelerini işaret etti. Diğer rivayetlerde ise Hz. Peygamber’in ﷺ daha sonra mübarek Yemen hırkasını Ka‘b’a verdiği belirtilir. Bu hediye, Ka‘b’ın bağışlandığını, kabul edildiğini ve Resûlullah’ın ﷺ himayesine girdiğini açıkça gösteriyordu.
Ka‘b hayatının geri kalanında hırkayı muhafaza etti. Rivayete göre Muâviye daha sonra hırka için kendisine on bin dirhem teklif etti, fakat Ka‘b, Resûlullah’a ﷺ karşı hiç kimseyi tercih etmeyeceğini söyleyerek bunu reddetti. Ka‘b’ın vefatından sonra Muâviye mübarek hırkayı onun vârislerinden yirmi bin dirheme satın aldı.
Ka‘b’ın Bürde’si ile İmam Bûsîrî’nin Bürde’si arasındaki ilişki yalnızca ortak isimlerinden ibaret değildir. Her iki kaside de tövbe, kurtuluş, Hz. Peygamber’e ﷺ övgü ve onun mübarek hırkasının ihsan edilmesiyle ilişkilidir. Ka‘b, hırkayı Hz. Peygamber’in ﷺ hayatında bizzat aldı. Yaklaşık altı buçuk asır sonra İmam Bûsîrî de Hz. Peygamber’i ﷺ öven kasidesini yazdıktan sonra rüyasında benzer bir şerefe nail oldu. Bu dikkat çekici paralellik, iki eser arasındaki yakın tarihî ve manevî ilişkinin sebebini açıklamaktadır.
Yapısı
Kasîde-i Bürde, Hz. Muhammed’i ﷺ övmek amacıyla yazılan Arap methiye şiiri geleneği olan kasîdetü’l-medîh türüne aittir. Üslup ve tertip bakımından klasik Arap kasidesinin yerleşik kaidelerini takip eder ve ilk Arap şairlerinin geliştirdiği edebî geleneği yansıtır.
Bu türdeki birçok şiir gibi Kasîde-i Bürde de dört ana tema etrafında şekillenen geleneksel bir yapıya sahiptir:
- Aşk ve ayrılık üzerine hüzünlü giriş (nesîb)
- Nefsi kınama ve kişinin kusurlarını itiraf etmesi
- Övülen kişinin methi (memdûh)
- Dua ve hayır temennisi
Kaside 160 beyitten oluşur. Her beyit, aralarında doğal bir durak olan iki mısraya ayrılır. Toplu okumalar sırasında geleneksel olarak her beyit arasında bir nakarat okunur. Her beyit Arap alfabesindeki mîm (م) harfiyle sona ererek kasideye kendine özgü tek kafiyeli yapısını kazandırır.
Kasîde-i Bürde’nin Faziletleri
Yedi asırdan fazla bir süre önce yazılmasından bu yana Kasîde-i Bürde, İslâm dünyasının dört bir yanında camilerde, evlerde, zaviyelerde ve zikir meclislerinde okunmuştur. Çok sayıda âlim, kasideyi Hz. Muhammed’e ﷺ duyulan sevgiyi fasih ve güzel bir şekilde ifade etmesi sebebiyle övmüş ve okunmasıyla ilişkilendirilen bereketler hakkında geniş açıklamalar kaleme almıştır.
Kasîde-i Bürde hakkında nakledilen faziletler arasında şunlar yer alır:
- Okunduğu yerde Allah’ın rahmet ve bereketini ummak.
- Günahların bağışlanmasını ve manevî derecenin yükselmesini ummak.
- Hz. Muhammed’e ﷺ duyulan sevgi ve bağlılığı güçlendirmek.
- Hz. Peygamber’i ﷺ rüyada görme şerefine nail olmayı ummak.
- Hz. Peygamber’e ﷺ bağlılık ve Allah’a dua yoluyla kaygı, sıkıntı ve zorluklardan kurtuluş dilemek.
Nesiller boyunca Müslümanlar, Resûlullah’a ﷺ duydukları sevginin bir ifadesi olarak Kasîde-i Bürde’yi hem ferdî hem de toplu şekilde okumuşlardır. Kasideyi okuyan kişi, şiir kabiliyetini Hz. Peygamber’i ﷺ övmeye adayan ve onun şefaati vesilesiyle Allah’ın rahmetini dileyen İmam Bûsîrî’nin yolunu takip etmiş olur. Çok sayıda âlim, kasidenin okunması vesilesiyle insanların manevî bereketlere nail olduğuna dair rivayetler de nakletmiştir. Bunlar, İslâm dünyasında Bürde etrafında gelişen zengin manevî geleneğin bir parçasını oluşturur.
Hz. Peygamber’i ﷺ Görme Nimeti
Kasîde-i Bürde’nin en sık zikredilen faziletlerinden biri, Hz. Peygamber’i ﷺ görme nimetine erişme ümididir. Birçok şârih, kasideyi ihlâsla ve âlimlerin belirttiği edeplere riayet ederek düzenli şekilde okuyan bazı kimselerin Hz. Peygamber’i ﷺ rüyalarında gördüklerine dair rivayetler nakleder. Hz. Peygamber’i ﷺ ister rüyada, ister Allah’ın özel lütfuna mazhar olanlar için uyanık hâlde görmek, uzun zamandır bir mümine ihsan edilebilecek en büyük nimetlerden biri kabul edilmiştir.
Bu tür müşahedelerin taşıdığı kutsiyet sebebiyle bazı şârihler, bu nimete erişmeye vesile olabileceğini düşündükleri birtakım şartlar zikretmişlerdir. Örneğin İmam el-Harputî, Kasîde-i Bürde okuyarak Hz. Peygamber’i ﷺ görmeyi ümit edenler için sekiz şart sayar. Buna göre okuyucu:
- Abdestli olmalıdır.
- Okuma boyunca kıbleye yönelmelidir.
- Kasideyi doğru tecvidle okumalıdır.
- Her beytin manasını anlamalıdır.
- Kasidenin tamamını ezberlemiş olmalıdır.
- Kasideyi güzel ve ahenkli bir şekilde okumalıdır.
- İmam Bûsîrî’ye kadar ulaşan bir rivayet zincirine (sened) sahip bir hocadan veya yetkili kişiden kasideyi okumak için icazet almış olmalıdır.
- Her beyitten sonra veya en azından her on beyitte bir nakaratı okumalıdır.
İmam el-Harputî bu edeplerin önemini, Hz. Peygamber’i ﷺ rüyasında görme ümidiyle her gece Bürde’yi okuyan ancak bu nimete erişemeyen İmam el-Gaznevî’nin kıssasını naklederek açıklar. Bunun üzerine İmam el-Gaznevî hocası Şeyh Kâmil’e danışmış, o da tavsiye edilen şartların tamamına riayet etmiyor olabileceğini söylemiştir.
İmam el-Gaznevî bütün şartlara dikkatle uyduğunu söyledi. Bunun üzerine Şeyh Kâmil onun okumalarından birinde yanında oturdu ve eksikliği fark etti. İmam el-Gaznevî’nin, İmam Bûsîrî’nin Hz. Peygamber’e ﷺ salât ve selâm göndermek için düzenli olarak okuduğu Bürde nakaratını okumadığını açıkladı.
İmam el-Harputî şerhinin ilerleyen bölümlerinde, Hz. Peygamber’i ﷺ görme nimetine erişmeyi ümit edenler için özellikle faydalı gördüğü bazı beyitlere dikkat çeker. Bunlar arasında şunlar vardır:
İki âdil şahit, gözyaşın ve hastalığın, aleyhine şahitlik etmişken,
aşkını nasıl inkâr edebilirsin? (6)
O, suret ve ahlak bakımından bütün peygamberleri geçti,
hiçbiri ilimde ve keremde ona yaklaşamadı. (38)
Onların hepsi Resûlullah’tan,
denizden bir avuç veya hiç dinmeyen yağmurdan bir yudum ister. (39)
Güzel ahlakla süslenmiş bir Peygamber’in sureti ne kadar yücedir,
güzellikle kuşatılmış ve parlak bir tebessümle seçkin kılınmıştır. (54)
İmam el-Bâcûrî de Kasîde-i Bürde’nin Hz. Peygamber’i ﷺ görmeye vesile olmasıyla ilgili faziletlerinden söz eder. Özellikle sekizinci beyte dikkat çekerek, onu yatsı namazından sonra çokça okuyup bu hâlde uykuya dalan kişinin Allah’ın izniyle Hz. Peygamber’i ﷺ rüyasında görme nimetine erişebileceğini belirtir.
Evet, sevdiğimin hayali geceleyin bana geldi ve beni uyanık bıraktı,
çünkü aşk her zevki acıyla kesintiye uğratır. (8)
Nakledilen Diğer Faydalar
Daha önce zikredilen faziletlerin yanı sıra âlimler, Kasîde-i Bürde’nin düzenli okunmasıyla ilişkilendirilen başka birtakım faydalar da nakletmişlerdir. Geleneksel kaynaklarda zikredilen rivayetler arasında şunlar yer alır:
- Bürde’nin her gün okunduğu bir evin birçok sıkıntıdan korunacağı.
- Kasidenin bulunduğu bir evin hırsızlardan ve diğer tehlikelerden korunacağı.
- Bürde’yi her gün bir defa okuyan yolcunun yolculuğun sıkıntılarından korunacağı.
- Bürde’nin düzenli olarak okunduğu bir evin yedi beladan korunduğunun rivayet edilmesi: cinlerin şerri, veba ve salgın hastalıklar, çiçek hastalığı, göz hastalıkları, musibet, delilik ve ani ölüm.
Kasîde-i Bürde’nin Bölümleri
Kasîde-i Bürde, okuyucuyu dikkatle düzenlenmiş manevî bir yolculuktan geçiren on bölüme ayrılır. Kaside, İmam Bûsîrî’nin Hz. Muhammed’e ﷺ duyduğu derin sevgi ve özlemi ifade etmesiyle başlar. Ardından nefsi kınama, tövbe ve sahibini sürekli kötülüğe yönelten nefs-i emmâreyle mücadeleye geçilir.
Orta bölümlerde Hz. Peygamber ﷺ övülür ve onun mübarek hayatının başlıca hadiseleri ve konuları anlatılır. Bunlar arasında yüce ahlakı ve faziletleri, mübarek doğumu, kendisine verilen mucizeler, Kur’ân-ı Kerîm’in üstünlüğü, İsrâ ve Mi‘racı ve Allah yolundaki mücadelesi yer alır. Bu bakımdan Bürde, Resûlullah’ın ﷺ hayatını, risâletini ve faziletlerini anlatan geleneksel mevlid edebiyatında görülen bir yapıyı takip eder.
Kaside, İmam Bûsîrî’nin methiyeden duaya yönelmesiyle sona erer. Kendi kusur ve günahlarını itiraf ederek kıyamet gününde Hz. Peygamber’in ﷺ şefaatini diler ve nihayet kurtuluşun gerçek ümidinin yalnızca Allah’ın rahmetinde bulunduğunu ifade eden içten bir yakarışla eserini tamamlar.
On bölüm şöyledir:
- Aşkın özlemi ve feryadı
- Nefsin arzularına karşı uyarı
- Hz. Peygamber’in ﷺ methi
- Hz. Peygamber’in ﷺ mübarek doğumu
- Hz. Peygamber’in ﷺ mucizeleri
- Kur’ân-ı Kerîm’in fazilet ve üstünlüğü
- Hz. Peygamber’in ﷺ İsrâ ve Mi‘racı
- Hz. Peygamber’in ﷺ cihadı
- Hz. Peygamber ﷺ vesilesiyle Allah’a yakınlık aramak
- Münâcat ve ihtiyaçların arzı
İlave Beyitler
Kasîde-i Bürde’nin ana metninin ardından, daha sonraki bir dönemde eklenen ve İslâm dünyasının bazı bölgelerinde geleneksel olarak okunan yedi beyit bulunmaktadır. Bu beyitlerde dört Hulefâ-yi Râşidîn, Hz. Peygamber’in ﷺ Ehl-i Beyti, ashâbı, tâbiîn ve bütün Müslümanlar için Allah’ın rızası ve mağfireti dilenir.
İlave beyitler Allah’a hamd ile sona erer ve Kasîde-i Bürde’nin 160 beytinin bereketi ve Allah’ın sınırsız keremi vesilesiyle sıkıntılarımızın giderilmesi ve dualarımızın kabul edilmesi niyaz edilir.
Diğer Eserleri
Kasîde-i Bürde’nin yanı sıra İmam Bûsîrî’nin en meşhur eserleri arasında Kasîde-i Mudariyye, Kasîde-i Muhammediyye ve Kasîde-i Hemziyye yer alır.
Kasîde-i Mudariyye, Hz. Muhammed’e ﷺ salât ve selâm getirmeyi merkezine alan bir naattır. Kasidede Allah’tan Hz. Peygamber’e ﷺ, Ehl-i Beytine, ashâbına, bütün peygamberlere ve resûllere ve ümmet-i Muhammed’e bolca salât ve bereket ihsan etmesi dilenir. İmam Bûsîrî bu salâtların göklerde ve yerde bulunan sayısız canlı ve cansız varlığın adedince kat kat artırılmasını niyaz eder. Kaside, kendisi, Müslümanlar, anne babaları, aileleri, komşuları ve bütün müminler için Allah’tan mağfiret dilediği içten bir dua ile sona erer ve hepsinin Allah’ın rahmetine muhtaç olduğunu ifade eder.
Kasîde-i Muhammediyye, İmam Bûsîrî’nin büyük kasideleri arasında en kısa olanıdır. On altı beyitten oluşur ve her mısra Hz. Muhammed’in ﷺ mübarek adıyla başlar. Kaside, Hz. Peygamber’in ﷺ yüce vasıflarını, faziletlerini ve eşsiz makamını över. Sade fakat güçlü üslubu sayesinde İmam Bûsîrî’nin en sevilen eserlerinden biri hâline gelmiştir.
Resmî adı Ümmü’l-Kurâ fî Medhi Hayri’l-Verâ olan Kasîde-i Hemziyye, İmam Bûsîrî’nin Hz. Peygamber’i ﷺ öven en uzun ve kapsamlı eserlerinden biridir. Onun mübarek hayatını, mucizelerini, yüce ahlakını ve üstün makamını anlatır ve Bürde ile birlikte İslâm dünyasının dört bir yanında asırlar boyunca okunmuş ve incelenmiştir.
Bu kasideler bir bütün olarak İmam Bûsîrî’nin Hz. Muhammed’e ﷺ duyduğu derin sevgiyi yansıtır. Güzel ve fasih methiyeleri, bolca salât ü selâmı ve gönülden dualarıyla nesiller boyunca Müslümanlara Resûlullah’a ﷺ olan sevgilerini derinleştirmeleri ve onun yüce örneğini takip etmeleri için ilham vermeye devam etmektedir.